Geleceğin Tarımı Permakültür: Doğayla Uyumlu Üretim Çağrısı
Geleceğin Tarımı Permakültür: Doğayla Uyumlu Üretim Çağrısı
Doğa ile uyumlu sürdürülebilir yaşam arayışları nedeniyle permakültüre (kalıcı tarım/kültür) olan ilginin her geçen gün arttığı belirtildi. Gema Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, ziraat mühendisi Özlem Güler, “Permakültür bir hobi değil, bir zorunluluktur.
Doğa ile uyumlu sürdürülebilir yaşam arayışları nedeniyle permakültüre (kalıcı tarım/kültür) olan ilginin her geçen gün arttığı belirtildi. Gema Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, ziraat mühendisi Özlem Güler, “Permakültür bir hobi değil, bir zorunluluktur. Gelecek nesillere çölleşmiş topraklar yerine kendi kendini besleyen canlı ekosistemler bırakmak zorundayız. Bir ziraat mühendisi olarak yerel halkımıza çağrım şudur: Doğayı okumayı öğrenin. Doğanın dili berekettir.” dedi.
Doğa ile uyumlu sürdürülebilir yaşam arayışları nedeniyle permakültüre (kalıcı tarım/kültür) olan ilginin her geçen gün arttığı belirtildi.
Gema Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, ziraat mühendisi Özlem Güler permakültür konusunda yaptığı açıklamada, “Permakültür nedir? Çoğu kişi permakültürü sadece organik tarım sanıyor, ancak bu çok daha büyük bir kavramdır. Permakültür, ‘kalıcı tarım’ ve ‘kalıcı kültür’ kelimelerinin birleşimidir. Temel felsefesi şudur: Doğayı bir düşman gibi terbiye etmeye çalışmak yerine, doğanın binlerce yıldır kusursuz işleyen sistemini gözlemleyip onu taklit etmek. Bir ziraat mühendisi olarak şunu söyleyebilirim ki doğa aslında en iyi mühendistir. Bizim görevimiz onun çarklarına çomak sokmak değil, o çarkın bir parçası olmaktır.” dedi.
“Permakültürü üç basit etik ilke üzerine kuruyoruz”
Güler, “Permakültürü üç basit etik ilke üzerine kuruyoruz:
Yeryüzüne bakım: Toprağı, suyu ve havayı kirletmeden korumak.
İnsana bakım: İnsanların sağlıklı gıdaya ve temiz çevreye ulaşmasını sağlamak.
Paylaşım (sınır koyma): İhtiyacımızdan fazlasını doğaya (atıklarımızı komposta dönüştürerek) veya topluma geri vermek.” dedi.
“Bahçede ve evde neler değişiyor?”
Güler şöyle konuştu: “Atık kavramını çöpe atıyoruz. Permakültürde ‘çöp’ yoktur. Mutfaktan çıkan her sebze kabuğu, her yumurta kabuğu aslında yarının toprağıdır. Biz bunlara ‘atık’ değil, ‘kaynak’ diyoruz. Kompost yaparak bu atıkları dünyanın en kaliteli gübresine dönüştürüyoruz. Toprağa dışarıdan kimyasal vermiyoruz, toprağı kendi özüyle besliyoruz.
Zararlıyla mücadele değil, denge kurma anlayışını benimsiyoruz. ‘Zararlı’ dediğimiz böceklerle ilaç kullanarak savaşmıyoruz. Bunun yerine ‘kardeş bitkiler’ yöntemini kullanıyoruz. Örneğin domatesin yanına fesleğen dikiyoruz; fesleğen kokusuyla domatesin zararlılarını uzaklaştırırken lezzetini artırıyor. Bahçemizde her canlının bir görevi vardır. Kurbağalar sümüklüböcekleri yer, uğurböcekleri yaprak bitlerini temizler. Biz sadece bu dengeyi kurup kenara çekiliyoruz.
Su hayattır ve her damlası değerlidir. İklim krizi kapımızda. Permakültür bize su hasadını öğretir. Yağmur suyunu çatılardan toplayıp depolamayı veya toprakta açtığımız küçük hendeklerle suyun akıp gitmesini engelleyip toprağın derinliklerine sızmasını sağlamayı amaçlarız. Toprağın üstünü ‘malç’ dediğimiz saman veya kuru yapraklarla örterek suyun buharlaşmasını önleriz. Böylece toprak tıpkı nemli bir sünger gibi kalır.
Neden permakültürü konuşmalıyız? Çünkü ekonomik özgürlük. Günümüzde gübre ve ilaç maliyetleri çiftçinin belini büküyor. Permakültür, dışarıya olan bu bağımlılığı azaltır. Kendi tohumunu saklayan, kendi gübresini üreten ve suyunu verimli kullanan bir üretici ekonomik olarak çok daha güçlüdür. Soframıza gelen gıdanın içinde ne olduğunu bilmek istiyoruz. Balkonunuzdaki saksıda bile permakültür prensipleriyle bir şeyler yetiştirebilirsiniz. Bu sadece karın doyurmak değil, ruhu da beslemektir. Toprakla uğraşmak bir döngünün parçası olduğumuzu hatırlatır.
Sonuç olarak Permakültür bir hobi değil, bir zorunluluktur. Gelecek nesillere çölleşmiş topraklar yerine kendi kendini besleyen canlı ekosistemler bırakmak zorundayız. Bir ziraat mühendisi olarak yerel halkımıza çağrım şudur: Doğayı okumayı öğrenin. Doğanın dili berekettir. Doğa en büyük mühendistir, biz sadece onun öğrencisiyiz. Çöp dediğiniz şey aslında gelecekteki yemeğinizin gübresidir. Savaşarak değil, paylaşarak üretmeyi öğrenmeliyiz.”


Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
